The Hell Hole
 

 
...
 
 
   
 
Tuesday, March 09, 2004
 
her gece neler katmistir insanlar karanliga. aklim almiyor, kendimi ters giden birseylerden sorumlu tutuyorum. kaos. bu kelimenin bir anlami var.
 
dedi ki:

''giderken
kullandigin yolu kullanmazsan geri donerken
sevinirim.''

sahilde yururken anlamistim, golgenin iki tarafi aslinda zamanin bir oyunuydu sadece. ve kosmaya baslamistim, sag ayak golgeye duserken, sol ayak guneste kalabilirdi sendelemeden. bir yerlerden karsiya gectim. ruzgar solumdan esiyordu.
 
cok heyecanliyim. artik benim de oldurmek istedigim insanlar var. olmesini istedigim birkac insan olmustu simdiye kadar, ama benim oldurmem sozkonusu degildi hic bir zaman. simdi ise gunde ortalama bir kisi ekleniyor listeye. zevkli olan, dusunceleri listeye girerken onlara hic bir ayricalik saglamiyor, umrumda bile degiller. bununla beraber, bir seri katilin dogusuna tanik olacagini saniyorsan yaniliyorsun.

(her girdiginde ''welcome back'' diyen siteler var ya, cookieler enable olmussa ama, seviyorum sanirim onlari cunku aklima hep o sarki geliyor.)

bugun gorduklerim, dinlediklerim ve okuduklarimdan aklimda kalan, kelimelerin hala bize pek yardimci olamadigi. yarin belki birseyler ogreniriz.

su anda destek aldigim kaynak ise ''ivory tower - flight into the self''. bir de ''game of life'' var. cok huzunlu duruyor ama degil.

hatta:
fate will light a candle for the one
who stands the game of life
under the blazing sun.

Thursday, March 04, 2004
 
kalintilar var yillar öncesinden, yönlendiren. derin nefes almak bazen ise yariyor. kalkip gidiyorum.

Friday, February 27, 2004
 
hersey ve hiçbirsey arasinda biryerlerdeyiz. büyük tespit.

Tuesday, February 24, 2004
 
oh another time, another place.
oh another smile on another face.
when you see me floating up beside you,
you get the feeling that all my love's inside of you.

arkadaki melodi olmasa, (yillardir beynimde kazinmis olan) bu sozler gecenin bir vaktinde aklima gelir miydi bilmiyorum. gece degilmis, sabah olmus. so says the muezzin.
 
bazen ara verdigimiz bir seye yeniden baslarken kisa cümleler kurmamiz gerekir. bu cümlenin sadeliginin yani sira, derin anlamlar da icerdiginin bir isareti olmalidir ve okuyanin kafasini karistirmalidir ki yazan bundan haince bir zevk alsin. ama ''demet sener ne kadar zayiflamis, gani müjde bir oturusta bunu yiyebilir mi?'' gibi düsüncelere sürüklenirken, televizyonun neden odanin öbür kösesinde hala acik oldugu bir muamma olarak kalacaksa beynimde, varsin kalsin çünkü sorgulamak istedigim konular arasinda bunlar üst siralarda yer almiyor. ben çok büyük aralar verebilirim (yazar burada kopuyor okuyucu, dikkat) ve sonsuz eksi bir sabir katsayisi karakteristik özelliklerimdendir. ama sonra ayni noktaya dönemeyebilirim, döndügüm nokta düzlemde bir öncekinin çok yakininda olsa da, ölcü birimlerinin en kücügü cinsinden hesaplanirsa trilyonlarca mesafe olabilir. kafami karistiran su ki, bu trilyonlarca olan mesafe, bazi ölçü birimleri cinsinden de sifira yakindir. bu algiyi yaratan farkli beyinlerin, ölçü birimlerini içlerinden geldigi gibi yorumlamasi ise isyanimi en üst boyuta tasiyan meteoroloji bültenidir. bir gün yayin organlari istanbul'da sirokko alarmi verecek. iste biz o gün tükenecegiz.

 

 
   
  This page is powered by Blogger, the easy way to update your web site.  

Home  |  Archives